27 Eylül 2007 Perşembe

Kuşlar ve Güvercinler Günümüze Nasıl Geldi ?

Fenbilimi adamları, fosillerin incelenmesi suretiyle, kuşların sürüngenlerin soyundan geldiğini meydana çıkarmışlardır. Memeliler için de aynı şey söylenebilir, fakat bu iki sıcak kanlı grup ayrı sürüngen gruplarından geliştiğine göre, ortak menşelerine rağmen, o kadar yakın akraba değillerdir. Kuşlar insanlara kıyasla daha ziyade sürüngenimsi kalmışlardır. Bütün kuşlar yumurtlar, halbuki memelilerden sadece iki, üç ilkel tür yumurtlar. (Bunların en iyi bilineni ise Avustralya ornitorenki'dir.
Paleontologlar, yani geçmiş jeolojik çağların fosillerini inceleyen fen adamları, sürüngenlerle kuşların arasındaki «kayıp halkayı» Almanya'nın Bavyera bölgesinde keşfetmişlerdir. Bu yaratığın izlerine, bundan 125 milyon yıl önceki Jüra Devri'nden kalmış, fosil yataklarında rastlamışlardı. Fosil kuşların en eskisi olduğu için buna «Arkeopteriks» yani «eski kanatlı» adım vermişlerdi.


Arkeopteriks'in tüyleri vardı, uçabiliyordu da. Fakat tüyleri kayanın içinde iz bırakmış olmasa, fen adamları onun kuş olduğunu anlamayacaklardı, zira çok sayıda dişleri, kanatlarının ucunda pençeleri ve sürüngenimsi bir kafatası vardı. Halbuki günümüzdeki kuşlarda dişlerin yokluğu birçok atasözierine konu olmuştur. Kanatlarındaki iyice gelişmiş pençeler, arkeopteriks'in o çağlardaki sık tropikal bitki örtüsünün arasında kendine yol açmasına yarıyordu. Bu kuşun başka bir ilginç özelliği de kertenkeleninkine benzer uzun kuyruğu idi. Bu kuyrukta yirmi kadar omur, her bir omurun ise bir çift uzun kuyruk tüyü vardı.
Arkeopteriks, kuşlardan başka memelilerin de sahnede belirerek dev yapılı, lâkin kıt zekâlı dinozor'larla akrabalarının egemenliğine meydan okumaya başladıkları «sürüngenler devri» nde yaşıyordu. Bunun arkasından gelen Tebeşir Devri'nde dinozorlar büsbütün irileştiler, fakat aynı çağın sonlarına doğru gerek onlar, gerekse birçok başka sürüngen grupları tamamıyla yok olarak, yerlerini kuşlarla memelilere bırakmış bulunuyorlardı.
Bu tebeşir Devri kuşlarının kuyruk kemikleri devrimiz kuşlarındaki gibi kısa ve tek bir kitle halinde belirmiş bulunuyordu, fakat ataları gibi gerçek dişleri vardı. Bu devrin kuşlarından, yüzmekte ve dalmakta usta «Hesperornis» yani «batı kuşu» üzerinde durulmaya değer.
Bu yaratık, Yale Üniversitesi profesörlerinden Othniel Marsh tarafından 1870'lerde Birleşik Amerika'nın batı eyaletlerinden Kansas'ta keşfedilmişti. Marsh daha çocukluğunda fosillerle ilgilenirdi, zengin bir dayıdan yüz bin dolar miras yiyince işini gücünü bırakarak fosil avcılığına çıkabilmişti.
Hesperornis'in yaşadığı doksan milyon yıl öncesinde Kansas, uçmakta ve dalmakta usta olan, lâkin uçamayan bu kuşun yaşamasına elverişli bir iç deniz manzarasındaydı. Fosil 150 -152 santim uzunluğundaydı ve doksan dört dişi vardı. Bununla beraber daha eski Arkeopteriks'te rastlanan sürüngenimsi özelliklerin birçoğunu kaybetmişti. .
Tebeşir Devri'nin arkasından, bundan yetmiş milyon yıl önce başlayan ve bugün hâlâ devam eden Üçüncü Zaman veya memeliler, kuşlar ve böcekler devri geldi. Ne çare ki kuşların gelişmesi hakkındaki bilgimiz memelilerinki gibi tam değildir. Memeli fosillerinin bol olmasına karşılık, uçma kabiliyetleri yüzünden ve hafif ve boş kemik yapıları sebebiyle fosil yataklarında kuşlar enderdir.
Fakat bilinen bir şey varsa, Üçüncü Zaman'ın başlarında ve hemen sonra kuşlar dişlerim kaybetmişler ve şimdiki kuşlarımızdan pek farklı olmayan türler görülmeye başlanmıştır.

Su Tavukları.

Hiç yorum yok: