Kanat Kenarında Açık Yara:
Güvercinlerimden bir tanesinde (Mardin Arap, 2007 Mart yavrusu) kanat kenarında açık bir yara var. Kuş durmadan bu bölümü gagalayıp duruyordu. Doğru dürüst uçamıyor, kalkınca inemiyor, ertesi gün geliyordu.(çok oyunlu bir kuş ve en az 2 saat uçuyor).
Bu gagalamalar sonucunda sanırım yarayı patlattı ve yara artık (2 gündür) kanlı bir vaziyette. Ben bu kanlı yarayı görünce farkettim. Baktığımda çok oynanmış, sanki yayılmış bir yağ bezesi gördüm. Tam kanat tüylerinin kökü, kanadın tam kenarı. Yar dışarıdan dikkatli bakıldığında görünebiliyor. Ertesi gün yara biraz daha büyüdü...
Ama kuş rahatlamış görünüyor, çok rahat uçmaya, eskisi gibi gidip gelmeye başladı. Önce ur zannettim ama artık aşağıdaki yazıda anlatılan hastalık olmasından korkuyorum, çünkü tek ayak üstünde daha fazla durmaya başladı. Diğer belirtilerden şu anda pek göremedim. Sadece eşine karşı ilgisi azaldı. 4-5 gündür çiftleşmiyorlar.
Gelişmeleri burada yazacağım, resmini de çekip koymaya çalışacağım.
STREPTOCOCCOSIS
GENEL BİLGİLER
Güvercinlerde Streptococcus gallolyticus adı verilen bir bakterinin neden olduğu hastalıktır. Bu bakterinin değişik tipleri farklı hayvanlarda ve insanda da benzer bir hastalığa neden olmaktadır. Güvercinlerden insana ve diğer hayvanlara bulaşabilen bir hastalıktır. Bu bakımdan hastalığın teşhisi ve tedavisi dikkat ve titizlikle yürütülmelidir. Mikrobun insana bulaşması genellikle hasta kuş dışkılarının bir şekilde insan yiyeceğine bulaşması yolu ile olmaktadır. Kuşun dışkısının elimize bulaşması ve bu elimi yıkamaksızın yiyecek bir şey tutup yemek hastalığın insana bulaşması için yeterlidir. Hastalık insanda ilk başta solunum yolları sorunları olarak kendini gösteri. Daha sonra merkezi sinir sistemine yayılarak etki gösterir.
Bu hastalığın güvercinlerdeki karakteristik göstergesi eklem yerlerindeki iltihaptır. İleri aşamalarda felç ve ölüme neden olabilen bu hastalık, daha çok yavru döneminde ortaya çıkmaktadır. Genç kuşlar hastalıktan daha kolay etkilenmektedirler. Hastalığın bir diğer özelliği de Salmonella hastalığı ile birlikte seyretme eğiliminde olmasıdır.
BELİRTİLERİ
Belirtiler ilk bakışta Salmonellayı andırır. Göz kapakları, ayaklar ve kanatlarda doku yapısı değişiklikleri gözlenebilir. Özellikle ayak ve kanatlardaki eklem yerlerinde iltihaplanma ve dışarıdan görülebilen açık yaralar meydana gelebilir. Bu iltihap ayakta topallamaya, kanatta tutulmaya neden olur. Bazen bu iltihap bel kemiğinde olabilir. Eklem yerleri, itihabın oluştuğu karakteristik yerleridir. Bu durum kuşu zayıflatır ve ağırlık kaybına neden olur. Eklem yerlerindeki iltihaba bağlı olarak felçler oluşabilir.
Kuşta bir tedirginlik ve sinirlilik hali vardır. Devamlı yarayı gagalama eğilimindedir. Mikrop kan dolaşımı yolu ile 24 saat gibi kısa bir sürede bütün vücuda yayılır. Kuşun ateşi 2 ? 3 derece kadar yükselir. Kayıtsızlık başlar, tüyler kabartılır, parlak ışıktan korkma hali görülür. Nefes nefese kalma durumu ve ağzı açıp soluma gözlenir. Hasta kuşlarda yeşilimsi ve çamur gibi ishal, kusma ve kas erimesi vardır. Karın ve bağırsaklar normalden daha fazla şişkin bir durumdadır. Göğüs kaslarında apseler oluşur. Kanın rengi değişir daha koyu ve eflatunumsu bir renk alır. Bu renk karın duvarı boyunca tüyler aralanarak gözlenebilir. Bağırsak içinde ufak boğumlar oluşur. Sonunda ölüm gelir. Bu hastalıkta ölümler çok ani gelişebilir. Hemen ölmeyen kuşlar hastalığın müzmin formunu gösterirler.
BULAŞMA ŞEKLİ
Mikrop beslenme, solunum ve açık yaralar yolu ile vücuda girmektedir. Hasta kuş dışkıları ile kirlenmiş yem ve suların tüketilmesinin yanı sıra bozuk yem yemek de hastalığa neden olabilir. Salmalardaki güvercin tozunun ve dışkı birikiminden kaynaklanan gazların kuşlarımızca solunması ile de hastalık bulaşabilir. Ayrıca vücuttaki açık yaralardan hastalık mikrobunu kapmak mümkündür. Özet olarak hijyenik koşulları yerine getirdiğimizde hastalıktan korunmak büyük olasılıkla mümkündür. Hastalığın kesin tanısı kan analizi ve kadavra incelemesi ile yapılmaktadır.
TEDAVİ VE KULLANILABİLECEK İLAÇLAR
Bakteri kökenli bir hastalık olduğu için antibiyotiklerle tedavisi mümkündür. Tedavide Tetracyline ve Furazolidon etken maddeli ilaçlar kullanılmaktadır.
GEOSOL TOZ
Oxytetracyline etken maddeli bir ilaçtır. Vetaş ilaç firmasının bir üretimi olup, veteriner ilaçları satan eczane ve ecza depolarında bulunur. Ticari şekli 20 ve 100 gr?lık kavanozlar halindedir. Güvercinler için 2 litre içme suyuna yarım ölçek karıştırılarak kullanılabilir. İlaç 5 gün süre ile uygulanır.
FURAVET TOZ
Vilsan ilaç firmasının bir üretimidir. İlaç toz şeklinde olup her gramı 250 mg Neomcine ve 200 mg Furazolidon bulundurur. İlaç piyasada 20 ve 100 gramlık ambalajlar halinde satılmaktadır. Bu ilaç kombinasyonu geniş etkili bir anti - bakteriyeldir. Kanatlı hayvanlarla birlikte güvercinlerde de kullanılabilir. Güvercinlerin Stereptococcosis, Salmonella, E.Coli, Pasteurelosis ( kolera ) ve CRD gibi bakteriyel hastalıklarına iyi gelir. Güvercinler için kullanılabilecek doz, 2 litre içme suyuna yarım gram ilaç koyarak tedaviye her gün yenilenecek sularla 5 gün kadar devam etmektir.
TERRAMYCİN DERİ MERHEMİ
Oksitetracycline HCL etken maddeli ve antibakteriyel etkili bir deri merhemidir. İnsanlar için üretilmiş olan bu ilaç güvercinlerin açık yaralarında da kullanılabilir. Günde 1 ? 2 kez yara üzerine sürülebilir.
Araştıran ve Yazan : Yavuz İşçen
E.Mail : boletus@mynet.com
15 Eylül 2007 Cumartesi
13 Eylül 2007 Perşembe
Güvercinler Yönlerini Nasıl Buluyorlar ?

UÇURDUĞUMUZ GÜVERCİN YA GERİ DÖNMEZSE ?
Güvercin yetiştirenler için bu işin en önemli yanı kuşlarının uçuş performansıdır. Kendi kuşları ile özdeşleşmiş bir çok kuşçu tanıyorum. Kuşları ile birlikte aynı kümeste yattığı için gazetelere haber olanların yanı sıra, bir çift güvercin için ufak çaplı servet ödeyenler hiç de az değil.
Kısa sürede bir yaşam biçimine dönüşen bu tutku, zamanla hep daha iyi kuşlara sahip olabilmek uğruna verilen uzun bir uğraş haline geliyor.
Peki bu derece değer verdiğiniz güvercininizin uçurduğunuzda yuvasına geri gelemeyeceğini bilseydiniz ne yapardınız ? Bu konuda en ufak bir şüpheniz olsaydı kuşunuzu uçurur muydunuz ?
Sanırım böyle bir şey olsaydı kimse güvercin uçurmaz hatta beslemezdi. Güvercin belki de bir kafes kuşu olarak alınıp satılır, kuş satın alınacağı zaman sadece renksel ve şekilsel bazı özelliklere bakılır, uçuş performansı gibi bir kavram hiç olmazdı. Bu aslında bildiğimiz anlamda güvercin yetiştiriciliğinin de sanırım sonu olurdu. Neyse ki, bütün güvercin yetiştiricileri uçurdukları kuşlarının yuvalarına geri döneceğinden adları gibi emindirler. Bazen çeşitli nedenlerle istisnai bazı durumlar yaşansa bile, bir güvercin uçtuktan sonra mutlaka yuvasına geri dönmektedir. Evcil güvercinlerle ilk tanıştığım ortaokul yıllarımda beni ilk etkileyen özellik, uçurduğum kuşların yuvalarına geri dönmeleri olmuştu. Uzunca bir süre neden kaçıp gitmediklerine ya da kaybolmadıklarına hayret etmiştim. Güvercinlerim gökyüzünde nokta gibi gözüküyor ve sonra da onları gözle göremez oluyordum. Eminim o yükseklikten bütün Ankara’yı ve çevresini çok rahat bir şekilde görebiliyorlardı. Daha sonra alçalıyor ve benim balkonumu bulup yuvalarına geri gelmeyi becerebiliyorlardı. Gerçekten de hayret vericiydi.
GÜVERCİNLER YÖNLERİNİ NASIL BULUYORLAR ?
Güvercini diğer bir çok canlıdan ayıran en önemli özellik, kanımca yuvasına ve eşine olan bağlılığı ile çok gelişmiş olan yön bulma yeteneğidir. Acaba güvercinler bu özelliklerini neye borçlular ? Nasıl olup da şaşmaz bir şekilde yönlerini bulabiliyorlar ? Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir çok bilim insanı bu konuda araştırmalar ve deneyler yapmıştır. İlk önceleri, kuşların yer şekillerini, binaları vb noktaları akıllarında tuttukları ve yönlerini bunlara göre belirledikleri düşünülmekteydi. Yapılan bazı deneyler bu düşüncenin yanlış olduğunu ortaya çıkarttı. Güvercinlerin gözlerine etrafı görmelerini engelleyen lensler takılarak yapılan bir deneyde, kuşlar bir tür kör edildiler. Daha sonra yuvalarından oldukça uzağa götürülüp uçuruldular. Bu durumda bile güvercinlerin bir çoğunun yuvalarına geri geldiği gözlendi. Bunun üzerine daha farklı varsayımlar üzerinde durulmaya başlandı. Aslında kuşların güneş ve yıldızlara bakarak yön belirledikleri görüşü uzun bir zamandır araştırılmaktaydı. Bu konuda yapılan bazı deneyler bu görüşü destekler doğrultudaydı. Özellikle posta güvercinleri ile çeşitli deneyler yürütülüyordu. Bu kuşların uzun yolları kat edip geri gelmeleri üzerinde duran bilim insanları kuşların güneşe göre yön belirlediklerini saptadılar.
GÜNEŞE VE YILDIZLARA GÖRE YÖN BULMA
Bu konuda ilk kez ortaya görüş süren Alman kuş bilimci ( ornitolog ) Kramer olmuştur. Gündüzleri göç eden kuşlardan olan bir sığırcık ( Sturnus vulgaris ) ile yaptığı bir deneyde, sığırcığı etrafını aynalar ile kapattığı bir deney kafesine koymuştur. Aynalar öyle bir konumda yerleştirilmişlerdir ki kuş güneşten başka bir şey görememektedir. Kramer aynaların konumu ile oynayabilmektedir. Böylece aynaların konumunu değiştirerek güneşin durumunu istediği gibi değiştirebiliyordu. Aynaları her oynayışında sığırcığın güneşe göre aynı konumunu koruyabilmek için aynanın oynatıldığı ölçüde sürekli yer değiştirdiğini fark etti. Bunun üzerine aynı deneyi farklı bir biçimde tekrarladı. Bu sefer kuş, kapalı bir ortamda güneşi görmeksizin aynı deneye tabi tutuldu. Bu deney sonrası kuş yön duygusunu tamamen yitirdi. Yaptığı benzer deneyler sonucu Kramer, kuşların güneşin kendi yörüngesi üzerindeki hareketini fark ettiklerini, buna bağlı olarak konumlarını belirleyebildikleri sonucuna vardı. Özellikle gece de göçlerini sürdüren bazı kuş türleri üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu kuşların yönlerini yıldızlara bakarak saptayabildiklerini ortaya çıkarttı. Ancak burada kuşlar eski gemiciler gibi kutup yıldızına bakıp ya da herhangi bir yıldıza bakıp yön belirlemiyorlar, gökyüzünün genel konumuna göre yön tayin ediyorlardı. Sarıasma ( Oriolus oriolus ) kuşları, yapay bir ortamda sonbahar gökyüzü görünümü altında yetiştirilmişlerdir. Bu kuşların sonradan yapılan deneylerde bu yapay gökyüzüne göre yönlerini bulabildikleri saptanmıştır.
GÜVERCİNLER DÜNYANIN MANYETİK ALANINI KULLANIYOR
Yukarıda anlatılanlara benzer şekilde yapılan bir çok deney, kuşların gökyüzüne bakarak güneş ve yıldızların konumuna göre yön saptayabildiklerini göstermiştir. Ancak gözleri lensle kapatılan güvercinlerin de yönlerini bulabilmiş olması veya gece göç eden kuşların kapalı havalarda yönlerini şaşırmamış olmaları gibi durumlar kuşların farklı bir yön bulma mekanizmasını da kullandıklarını göstermektedir. Peki bu mekanizma ne olabilir? Yapılan araştırmalar, dünyanın manyetik alanının kuşlar tarafından yön bulmak amacı ile kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Kuşlar yer kürenin manyetik alanından yararlanarak yön bulma yetisi geliştirmişlerdir. Kuşların bir çoğu Manyereseptör adı verilen manyetik alan algılayıcı bir sisteme sahiptirler. Bu sistem sayesinde kuşlar göç sırasında ya da uçurulduklarında dünyanın değişen manyetik alanını hissederek yönlerini belirleyebilmektedirler. Deneyler, göçmen kuşların manyetik alandaki %2’lik bir değişimi bile algıladıklarını göstermiştir. Özetle kuşların içinde bir tür pusula bulunmaktadır. Hayvanların yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullandıkları görüşü, ilk kez Rus doğa bilimci Middendrof tarafından 1947 yılında ortaya atılmıştır. Dünyadaki manyetik alan, yer kürenin çekirdeğinde erimiş halde bulunan ve hareketli olan demirden kaynaklanmaktadır. Bu manyetik alan, yer kürenin içinden, okyanuslardan ve atmosferden geçerek bir kutuptan diğerine ulaşan oval biçimli akış çizgileri şeklindedir. Bu aynı bir mıknatısın kutupları arasına demir tozları serpiştirildiğinde oluşan çizgilere benzemektedir. Gözle görünmeyen ancak varlığı deneylerle saptanabilen bu manyetik alandan esinlenerek, yön bulmaya yarayan pusula dediğimiz aletler icat edilmiştir. Pusulanın ibresi hep bu manyetik alan çizgilerine paralel konumda durur ve dolayısıyla bize hep kutupları işaret eder. Bizler ancak bir pusula yardımı ile bu doğrultuları saptayabilirken acaba kuşlar bunu nasıl becermektedirler ? Kuşların iç pusulası nasıl çalışmaktadır ?
KUŞLARIN İÇ PUSULASI
Kuşların Manyereseptör ( manyetik alan algılayıcı ) bir sisteme sahip olduğunun düşünülmesi üzerine, bu konuda araştırmalar yoğunlaştı. Bu varsayımı doğrulamak için iki Amerikalı araştırmacı olan Walcot ve Keeton çeşitli deneyler yaptılar. Uzaklardan uçurulduklarında yönlerini kolaylıkla bulabilen bir dizi güvercin üzerinde yürütülen bu deneylerde, ilk olarak güvercinlerin üzerine küçük bir mıknatıs bağlandı. Bu şartlarda uzaktan bırakılan güvercinlerin yönlerini tamamen şaşırdıkları gözlendi. Kuşlara bağlanan mıknatısın kuşların iç pusulası üzerinde saptırıcı etki yaptığının saptanması, aynı zamanda böyle bir sistemin varlığını da kanıtlamaktaydı. Bu olayın belirlenmesi üzerine bu doğrultudaki araştırmalar hız kazandı. Bugün, jeomanyetik alandaki değişmelerin, güneşteki patlamalar ve bazı değişikliklerin yeryüzündeki biyolojik sistemleri olumsuz etkilediğini bilmekteyiz. Jeomanyetik fırtınaya yakalanan bazı güvercinlerin yönlerini şaşırdıkları gözlenmiştir. Bu tür değişimlerin özellikle göçmen kuşların göç yollarını şaşırmasından, balinaların karaya vurmasına kadar bir çok değişime yol açtığı bilinmektedir.
MANYERESEPTÖR NASIL ÇALIŞMAKTADIR ?
Yeryüzündeki manyetik akım çizgileri, jeomanyetik ekvatorda yatay durumdayken, kuzeye ve güneye doğru gidildikçe daha dik açılarla kesişir konuma gelir. Alanın şiddeti kutuplara yaklaşıldıkça artar. Ekvatorda ise daha zayıftır. Dünyada yaşayan bazı canlıların bu alanın şiddetini ve eğim açısını saptayabilen Manyereseptör adı verilen alıcılara sahip olduğu deneylerle belirlenmiştir. Bu alıcılara sahip canlıların bu sistemi yer küre üzerinde alan bulmakta kullandıkları saptanmıştır. Bu tür alıcılara sahip olan canlılar arasında bazı mikroorganizmalar, kuşlar, balinalar, bazı balıklar bulunmaktadır. Bir tür iç pusula olarak adlandırabileceğimiz bu sistem, güvercinlerde sinir sistemine yuvalanmış küçük manyetik mineral birikimleri ile sağlanmaktadır. Güvercinlerin kafatasları ile beyinleri arasında bulunan bu ferromanyetik tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimlerdir. Pusulanın ibresi gibi düşünebileceğimiz bu mineral tanecikleri, yeryüzünün manyetik alanındaki değişimlerden etkilenmekte ve ilişikte bulundukları sinir hücrelerinde bir implus ( uyarı ) meydana getirmektedirler. Bu impluslar sinir sistemi aracılığı ile beyine iletilmekte ve güvercin gerekli hareketleri gerçekleştirmektedir. Amerikalı araştırmacılar olan Walcot ve Keeton bu konuda yaptıkları bir deneyde, her tarafı kapalı bir kafes içine koydukları saka kuşunu ( Carduelis carduelis ) Helmholtz bobini olarak adlandırılan manyetik alan yaratıcı bir sistemin merkezine yerleştirdiler. Bu sistem sayesinde manyetik alanın yoğunluğunu değiştirmeksizin alanın yönünü değiştirmek olanaklıydı. Alanın yönünü sürekli değiştirerek saka kuşunun davranışlarını gözlediler. Saka kuşu manyetik alanın yönü her değiştirildiğinde kendini yeni yöne göre ayarlıyordu. Bütün bu araştırmalar kuşların manyetik alandan yararlandığını ortaya koymaktadır.
SİSTEMİN YANILGI NOKTALARI
Bu sistem çok mükemmel gibi görünse de bazen yanılmaktadır. Özellikle manyetik alanı algılayamayacak şekilde uzaktan bırakılma, “lokal manyetik anormaller” olarak adlandırabileceğimiz demir yatakları, madenler, jeomanyetik alandaki değişime neden olan olaylar, fırtınalar hatta güneşteki patlamalar bile sistemin aksamasına neden olabilmektedir. Neyse ki, kuşlar sadece bu sistemden yararlanarak yön belirlememektedirler. Aslında kuşlar yön bulmakta güneş ve yıldızların konumlarını da kullanmaktadırlar. Bu nedenle esasen iki tane iç pusuladan bahsetmek belki de daha doğru olacaktır. Yeryüzünün manyetik alanının yön belirlemede kullanılmasını sağlayan bu sistem göçmen kuşların tümünde hatta bütün kuşlarda varmış gibi görünmektedir. Ancak her kuşun bu sistemi kullanma şekli farklıdır. Her iki sistemin ( pusulanın ) birbiri ile çeliştiği durumlarla da karşılaşılmaktadır. Hangi pusulanın kullanılacağı kuş türüne ve göç yollarına göre değişmektedir. Düzenli olarak yükseklerde uçan kuşlarda yıldız sistemi daha öncelikli kullanıldığı sanılmakla birlikte, çelişkili durumlarda manyetik pusulanın ön planda geçtiği düşünülmektedir. Bu konuda Bozötleğen ( Sylvia borin ) kuşlarının yavruları ile yapılan bir deneyde, kuşlar aynı yapay yıldız görüntülerinin bulunduğu iki farklı ortamda yetiştirilmişlerdir. Ortamlardan birinde manyetik alan bulunmakta, diğerinde ise bulunmamaktadır. Büyüyen kuşlar daha sonra doğaya salıverilmişlerdir. Manyetik alan bulunan ortamda yetiştirilenler doğru yöne yönelirlerken, manyetik alan bulunmayan ortamda yetiştirilenler yanlış yöne yönelmişlerdir. Deney sonuçları kuşların çelişkiye düştükleri durumlarda manyetik bilginin, yıldızlardan gelen bilginin önüne geçtiğini göstermektedir. Ancak son yıllarda bu konuda yepyeni teoriler ortaya atılmıştır. Posta güvercinleri ile yapılan deneyler, bu güvercinlerin yukarıda aktardığımız sistemlerin yanı sıra farklı bazı sistemleri daha kullandıklarını ortaya koymaktadır.
KOKU TEORİSİ
1947 yılında geliştirilen manyetik alan varsayımı uzun yıllar genel kabul görmüştür. Ancak son dönemde bu konuda yeni bir varsayım daha ortaya atılmıştır. Bu varsayıma göre güvercinler, koku duyguları sayesinde hedeflerine ulaşabilmektedirler. Koku varsayımı ilk kez 1972 yılında F. Papi tarafından ileri sürülmüş ve 1980 yılında Almanya’da Hans Wallraff tarafından hafifçe değiştirilerek son halini almıştır. Bu varsayıma göre her coğrafi bölgenin uçucu maddelerden oluşan kendine özgü bir kokusu vardır. Yapılan araştırmalar güvercinlerin yön bulmasına yarayan kokuların havada aeresol halinde değil, molekül halinde bulunduklarını ortaya çıkartmıştır. Posta güvercinlerinin bu kokuları tek tek tanıdıkları düşünülmektedir. Bu güvercinlerin yavrularının bile farklı yönden esen rüzgarların, farklı kokular taşıdığını daha uçmaya başlamadan öğrendiği ve yaşadığı bölgenin bir koku haritasını çıkarttığı kabul edilmektedir. Uçmaya başladıktan sonra ise, farklı bölgelerin kokularının bu haritaya ilave edilerek haritanın geliştirildiği varsayılmaktadır. Bu konuda bir çok deney yapılmakta ve varsayım desteklenmeye çalışılmaktadır. Özellikle koku alma duyuları geçici olarak köreltilen güvercinlerin tanımadıkları bir bölgeden geri dönemedikleri gözlenmiştir. Ancak bölgeyi önceden tanıyorlarsa geri gelebilmektedirler. Bugün koku varsayımı genel olarak kabul edilen bir görüş durumundadır. Ancak diğer yön bulma yetileri ile birlikte ve duruma göre kullanıldığı düşünülmektedir. Bu konudaki çalışmalar ve araştırmalar devam etmektedir.
ARAŞTIRAN VE DERLEYEN
YAVUZ İŞÇEN / ANKARA
MART 2004
E-MAİL : boletus@mynet.com
Hayvanlarda Duygular
Hayvanlarda çok keskin duygular vardır
MEMELİLERDE görme, koku alma, işitme ve dokunma duyguları genel olarak fazla gelişmiştir. Hayvanın bu duygusunun zayıf olması halinde, çok zaman bir başkası bunu giderir. Meselâ, köstebek âdeta kördür, fakat fevkalade hassas burnu ile kuyruğu ona karanlıkta kılavuzluk eder.Bazı hayvanlarda da bir duygu organı, diğerlerinin zararına olmamak şartıyla, fevkalâde gelişmiş olur. Hayatlarını, görmenin çok mühim olduğu ağaçların üzerinde geçiren maymunlarla benzerlerinin anormal derecede iri gözleri vardır. Buna karşılık güneşin göz kamaştırdığı ve siper bir yer bulmanın zor olduğu çöllerdeki hayvanların, tehlikeyi ta uzaklardan duymalarına yardım eden büyük kulakları olduğunu görüyoruz.
Çoğu memeliler gri renkli, donuk bîr dünyada yaşarlar. İçlerinde pek azı, bu arada meselâ maymunlar renk görebilirler. Kediler gibi bilhassa geceleyin faaliyet gösteren hayvanlar da gözlerinin karanlıkta parlamasıyla tanınmışlardır. Fakat bunların gözlerinin ışık meydana getirdiği sanılmamalıdır. Sadece karanlığın içinde var olan zayıf ışığı alarak yansıtırlar. Bu özellik enteresan bir mekanizmaya dayanmaktadır. Bu hayvanlarda gözün iç çeperi, «guanin» denilen bir maddeyle astarlanmıştır. Bu tabakanın altın veya gümüşe benzer parıltısı, hayvamn gözünün ağ katındaki loş resimleri aydınlatır ve daha iyi görülmelerini sağlar.
Dokunma duygusu hayvan için sanıldığından çok daha büyük bir önem taşır. Hayvanın hemen her hareketiyle dokunma duygusunun arasında sıkı bir bağlantı vardır. Sinir lifleri, derinin üzerinde bulunan ve dokunma noktaları denilen minik çıkıntıların içinde son bulurlar. Ayak tabanlarındakilerin dışındaki bütün dokunma noktalarının üzerinde bir kıl vardır. Kılların kendileri duyar değillerdir,sadece dokunma noktalarını sıkıştırmak için manivela vazifesi görürler. Koşarken veya yürürken hayvanlara bu dokunma duygusu kılavuzluk eder. Kedinin burnundaki bıyık denilen uzun kıllar da dokunma noktalarına bağlıdırlar ve loşlukta görme duygusunu bütünlerler.
12 Eylül 2007 Çarşamba
Güvercin ile ilgili güzel mısralar

Gece pencereni açık bırak çok uzaklardan bir güvercin uçurdum, biraz yorgun bıraz ıslak, baş ucuna bir tutam sevgi bırakacak sana aşkımı anlatacak.
BEYAZ GÜVERCİN
Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omuzuma bir beyaz güvercin kondu
Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı
Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hayretli gözlerinden öpmek istedim
Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzaklığını
Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Ve uçmak istedim onunla göklere
Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı
Soğuk sularından içtim, serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim
Belki buydu sevmek hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu
Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan
Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın mı?Acısını
Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış
--------------
Kalbimizin ortasında bir güvercin
Güvercinin kursağında bir kurşun
Cahit Irgat
----------
Neden, güvercin kasapları, barışımıza kan bularsınız
Öyle kötüsünüz ki
İki gözden dört ölüm bakarsınız.
Neden yolunuz bu denli ıramış güzellikten
Öyle bataklıksınız ki
Bir çiçek düşü bile geçmemiş içinizden...
Tahsin Saraç
----------
Güvercin nesli tehlikede :))
Annem az önce arka balkonu kendilerine devremülk belirleyen güvercinleri “Allah soyunuzu tüketsin” nidaları ile kovaladı.
Canından bezdiriyorlar insanı. Halbuse ki, her çeşit poşetten korkuluğu da hazır bulunduruyoruz balkonda.
Ömrü hayatımı bi yerlerde yazarlarsa, yirmili yaşlarını evinin balkonunda güvercin kovalayarak geçirdi şeklinde işlemesinler diye; olaya müdahil olmamakta ısrar ediyorum.
10 Eylül 2007 Pazartesi
GÜVERCİNLERDE ÜREME ve YAVRULAMA


GÜVERCİNLERDE ÜREME ORGANLARI
Erkeklerde : Böbreklerin ön yan tarafına ikişer tane yumurta biçiminde testisler bulunur. Testislerden çıkan bir sperm kanalı kloak’ın orta kısmına açılır. Kloaka açılmadan önce sperm kanalı bir şişkinlik yapar. Çiftleşme zamanı bu testisler şişer ve genellikle soldaki daha büyük olur. Kuşların çoğunda güvercinlerde de olduğu gibi çiftleşme organı ( penis ) yoktur. Yalnız ördekgiller familyası mensuplarında anüsün karına bakan iç duvarından ucu dışarı çıkabilen penis benzeri bir yapı bulunur. Penis üzerindeki oluk, sperma kanallarından çıkan spermayı dişiye iletmeye yarar. Leylek ve balıkçıllarda ise penis körelmiş, anüsün iç duvarında bir siğil şeklini almıştır. Tavuklarda yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bu penis benzeri yapı iyi göründüğü için erkek ve dişi civcivler birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir.
Dişilerde : Üreme organı yumurtalık ve yumurta kanalından ibarettir. Yumurta kanalı, kloak’ın orta kısmına açılır. Sağ yumurtalık ve yumurta kanalı körelmiş veya tamamen ortadan kalkmıştır. Çiftleşme ve yumurtlama zamanı sol tarafta bulunan üzüm salkımı şeklindeki yumurtalık ve dolambaçlı döl kanalı olağan üstü büyür. Yumurta kanalı yapısal ve işlevsel olarak birbirinden ayrılan beş bölgeden oluşur. Her dişinin eşey organında erkek eşey organını karşılayan ve aynı bölgede anüsün iç duvarında yer alan bir klitoris (bızır) bulunur.
GÜVERCİNLERDE YUVA, YUMURTALAR VE KULUÇKA
Kuşlarda üreme yumurtlama yoluyla olur. Bütün kuşlar hazırladıkları bir yuvaya veya uygun bir yere yumurtlarlar daha sonra bir süre kuluçkada yatar ve yavruların yumurtadan çıkmasını sağlarlar. Embiryonik gelişme vücut dışında olduğundan bütün kuşlar çok etkili birer kuluçka ve yavru bakım davranışları geliştirmişlerdir.
Bazı türlerde yumurtadan çıkan yavrular yuvayı hemen terk eder, ana-babalarıyla birlikte besinlerini ararlar. Bir kısım kuşlarda ise yavrular belli bir süre yuvada kalır, ana, baba veya herhangi biri tarafından beslenir, uçacak hale gelince yuvayı terk eder. Güvercinlerde yavrular yumurtadan çıktıktan sonra ana ve baba kuş tarafından ortaklaşa beslenirler. Gagaları sertleşip kendi başlarına yem yiyebilecek hale gelene kadar bu şekilde devam eder. Bu süre yaklaşık bir aydır. Yumurtadan çıkışta tüysüz olan yavrular bir ay içinde hem yem yiyebilecek hem de uçabilecek hale gelirler.
Her kuş türünde yuva yapımına eşlerin katkısı farklı farklıdır. Bazı türlerde sadece dişiler yuva yaparken, güvercinlerin de dahil olduğu bazı türlerde ise erkeklerde yuva materyali taşıyarak hatta yuva yapımına katılarak dişiye destek olurlar. Guguk kuşu yuva yapmaz, yumurtalarını başka kuşların yuvalarına bırakır, yumurtadan çıkan yavrular da yuva sahibi kuş tarafından beslenip büyütülür.
Kuşlar genellikle ilkbaharda çiftleşerek yuvalanır ve yumurtlarlar. Bazı kuşlarda senede bir, bazılarında iki, bazılarında 3 - 4 kez kuluçka olayı görülür. En çok yumurtlayan kuşlar tavukgillerdir. Bıldırcın 10 - 16, keklik ve sülün ise 15 - 20 yumurta yapar. Güvercinlerde üreme sezonu genel olarak şubat ve ağustos ayları arasındadır. Bu süre içinde ortalama 4 kez yumurtlar ve kuluçkaya yatarlar. Her bir seferde iki yumurta bırakılır. Kuluçka süresi yaklaşık 15 – 20 gün arasındadır. Kuluçkaya hem erkek hem dişi güvercin birlikte nöbetleşe yatarlar. Gündüzleri genellikle erkek, geceleri ise daha çok dişi güvercin kuluçkada yatar.
Kuşların yumurtaları şekil, büyüklük ve renk bakımından çok çeşitlidir. Genel olarak yumurta büyüklüğü kuşla ve çıkacak yavru büyüklüğü ile orantılıdır. Kuş büyüklüğüne göre en büyük yumurtayı kivi, en küçüğü de guguk kuşu yapar. Yumurtaların renkleri yuva yerlerine göre değişir. Oyuklarda, karanlık, kapalı yuvalarda kuluçkaya yatan kuşların yumurtaları ortama uyacak şekilde renkli ve benekli olur.
GÜVERCİNLERDE ÇİFTLEŞME
Kuşlarda çiftleşme ve çiftleşme öncesi kur yapma şekilleri türlere göre çok çeşitlilik göstermektedir. Çoğunlukla erkek kuşlar diğer erkeklere karşı mücadeleye girer. Eş yapma şekilleri de aynı biçimde farklı farklıdır. Ömür boyu tek eşle birlikte olma şeklinin yanı sıra, çok erkeklilik ve çok dişililik de yaygındır.
Güvercinler genellikle sezonluk eş seçerler. Yalnız yabani güvercinde monogamik tek eşlilik vardır. Güvercinlerde çiftleşme erkek kuşun öterek dişiye kur yapması ile başlar. Dişi çiftleşmeye hazırsa, ön çiftleşme diyebileceğimiz öpüşme evresi başlar. Burada kuşlar birbirlerinin gagasının içine gagalarını sokarak, aynı yavru beslerken yaptıkları kusma hareketini yaparlar. Bu hareketin işlevi konusunda yazılı bir kaynak bulamadım. Ancak benim tahminim kuşlarda dokunma duyusunun en gelişmiş olduğu bölge olan gaga üzerindeki ceroma’nın uyarılması ve böylelikle erkek kuşun sperm verebilecek hale gelmesi sağlanıyor olabilir. ( Bu konuda bilgisi olanlar beni aydınlatırsa sevinirim ) Öpüşmeden sonra genellikle dişi kuş çömelir gibi bir hareket yapar ve erkek kuş onun üzerine çıkarak anüsler birleştirilerek kloaklar karşı karşıya getirilir. Dişi kuşun erkek kuş üzerine çıkma durumu da olabilir. Bu aşamada erkek spermlerini dişinin kloak’ı içine bırakır. Spermler buradan ovidukt adı verilen dişi yumurta kanalına girerek yumurta sarısı üzerindeki çekirdeği döllemek üzere 72 saat sürecek bir yolculuğa başlarlar. Çiftleşmeden 72 saat sonra spermler, çekirdeği dölleyebilecek yere ulaşırlar ve burada dölleme yeteneklerini kaybetmeksizin 3 hafta kadar bekleyebilirler. Çekirdek döllendikten sonra yumurta sarısı ile birlikte yumurta kanalına girer ve yumurtlama süreci başlar.
GÜVERCİNLERDE YUMURTA OLUŞUMU VE YUMURTANIN DÖLLENMESİ
Kuş yumurtası yumurta kanalında oluşur. Burada sürekli yumurta sarısı oluşarak yumurtalığı büyütür. Belli bir büyüklüğe ulaşınca folikül patlayarak yumurta kanalına geçiş sağlanır. Çekirdek, sperm tarafından döllenebilmek için her zaman yumurta sarısının dış yüzeyinde bulunur. Yumurta sarısı yumurta kanalına girme aşamasında spermler tarafından döllenir. Spermler burada yumurtayı beklerler. ( çiftleşmeden yaklaşık 72 saat sonra ) Spermler 3 hafta kadar dölleme yeteneklerini yitirmeksizin yumurta kanalında kalabilirler.
Sonuçta küre şeklinde bir yumurta sarısı üst bölümünde yer alan ve spermler tarafından döllenmiş çekirdeği ile birlikte beş bölümden oluşan yumurta kanalından aşağıya inmeye başlar. Bu yolculuk boyunca sırası ile önce yumurta akı, sonra yumurta zarı ve en sonunda ise yumurta kabuğu ile çevrilir. Yumurta kabuğunun kalkeri, uterus duvarından çıkan protein içerikli bir sıvının küçük sütuncuklar halinde yumurta zarının üzerine birikmesi ile meydana gelir.
Yumurta döllenir döllenmez ilk bölünme de meydana gelir. Bu embiryonun ilk oluşum aşamasıdır. Embiryo başlangıçta sadece yumurta sarısı ile beslenir. Daha sonra sindirim kanalının oluşmasına bağlı olarak yumurta akını da tüketmeye başlar. Yumurtadan çıkış, yavrunun gagası ile yumurta kabuğunu tıklatması ile başlar. Güvercinlerde yumurtadan yavru çıkma süresi, ortalama 15 – 20 gün arasındadır.
GÜVERCİNLERDE SES ÇIKARMA
Kuşları daha çok ötüşleri ile biliriz. Hatta sadece ötüşleri için beslenen bir çok kafes kuşu bulunmaktadır. Kuşlarda ses çıkarma organı gırtlağın altında bulunan Syrinx’dir. Yalnız kuşlarda bulunan bu organ trakenin en alt kısmının ve çoğu defa bronşların en üst kısmının şekil değiştirmesi ile oluşmuştur.
Bu ses organında 2 – 7 bronşiyal bilezik ve bunların arasına gerilmiş bir zar bulunur. Kasların işlevleriyle bu bronşiyal bilezikler birbirlerine karşı farklı derecelerde hareket ettirilerek, ses çıkarılacak zarın gerginliği değiştirilir. Böylece sesin tonu ve ritmi ayarlanmış olur. Ses bazı kuşlarda tüm ömür boyunca, bazılarında sadece üreme mevsiminde bazılarında ise sadece göç sırasında çıkarılır.
GÜVERCİNLERDE BESLENME
İç organlar bölümünde kuşların sindirim sistemi hakkında özet bilgiler verilmiştir. Kuşlarda gaga besinleri tutmaya, koparmaya ve parçalamaya yarar. Ağız kısmında aldığı besinleri öğütmeye, ufalamaya yarayan diş gibi bir organ yoktur. Taneyle beslenenler taneleri olduğu gibi veya gagalarıyla kırarak, etle beslenenler ise avların parçalayarak yutarlar. Kuşların çoğu besinlerini büyük parçalar halinde yutar. Yutulan besinler kursağı olan kuşlarda bir süre kursakta kalıp yumuşatılır. Besinler midede parçalanır. Ön midede sindirim fermentlerini alarak taşlığa (kaslı mide) geçen besinler burada küçük parçalar haline gelir ve bağırsaklara geçer. Sindirim bağırsakta tamamlanır. Selüloz ise kör bağırsakta sindirilir.
Çok hareketli olan ve çok enerji harcayan kuşlar çok gıda almak zorundadırlar. Yalnız ot ve yaprak gibi besinlerle beslenen kuş türü çok azdır. Bitkisel besinlerle beslene kuşlar genellikle filiz, körpe yaprak meyve tohumları yerler. Bitkisel besinlerin sindirimi hayvansal besinlerden daha zor olduğundan ve gelişme süresince protein ihtiyacı yüksek olduğundan bitki ve tane yiyen kuşların çoğu yavrularını böcek ve kurtlarla beslerler. Belli bir süre sonra hayvansal proteinle beslenen yavrular gelişince yine bitki ve tanelerle beslenmeye başlarlar. Kuşların büyük bir bölümü hayvansal gıdalarla beslenirler. Böcekler, kurtlar, larvalar, yumuşakçalar, sürüngenler, balıklar, küçük memeliler, orta boy memeliler ve yavruları ile çeşitli kuşlar değişik kuş türlerinin besinlerini oluştururlar.
Hayvansal besinlerle beslenen kuşlar sindiremedikleri tüy ve kemikleri ( baykuşta olduğu gibi ) bir yumak halinde ağız yoluyla dışarı atarlar. Böcek yiyen kuşların çoğu da sert kitin parçalarını aynı şekilde kusarlar. Gündüz yırtıcıları tüy, kemik, kıl gibi parçaları yemezler. Akbabalar özellikle kuzukuşu kalın sığır kemiklerini bile midede oluşan asit (HCL) ile eritirler. Balıkla beslenen kuş türlerinden Yalı çapkınları pul ve kılçıkları ağız yoluyla dışarı atmalarına karşın, martı, pelikan ve balıkçıllar bu kısımları da sindirirler. Meyvelerle beslenen kuşların birçoğu meyvelerin etli kısımlarını yer ve sindirirler, çekirdekleri ise bağırsak veya ağız yoluyla dışarı atarlar. Böylece bitkilerin yayılmasını da sağlamış olurlar
Kuşların dışkıları da beslenmelerine göre farklıdır. Tane ve tohumlarla beslenen kuşların dışkıları kuru ve katıdır. Hayvansal besinlerle beslenenlerin ise cıvık ve genellikle yapışkandır. Meyvelerle ve bitkilerle beslene kuşların dışkıları genellikle renkli ( yeşil,mor ) ve içlerinde çeşitli tohumlar vardır.
KUŞLARIN DAVRANIŞLARI
Kuşların içgüdüleri çok iyi gelişmiştir. Görme duyuları da çok iyidir. Bu nedenle kuşlar objeleri çok iyi tanır, faydalı ve zararlı olanları çok çabuk ayırt ederler. Tehlikeli objelere yaklaşmaz ve hemen uzaklaşırlar. Saksağanlar, kargalar eli tüfekli bir kişiyle bir çiftçiyi, çobanı kolayca ayırt ederler. Av kuşlarının hepsi insanı, özellikle avcıyı çok iyi tanırlar. İnsanlar tarafından beslenen, bakılan kuşların çoğu bakıcılarını tanır ve ondan ürkmezler.
Evinizde kuşların bu özellikleri ile ilgili gözlemleri kolayca yapabilirsiniz. Şayet balkonunuza gelen yabani güvercinleri, serçe ve sığırcıkları sürekli yemlerseniz balkona elinizde bir kap veya başka bir şeyle çıkarsanız, daha içeri girmeden saçakta bekleşen kuşların hemen balkonunuza indiğini görürsünüz. Balkona başka bir iş için eli boş çıktığınızda kuşlar balkona inmeyecektir. Kuşlar yemlenirken balkona çıktığınızda bir kısmı uçacak, en yakın yere konacaktır. Ama kuşları sürekli yemleyen kişiden başkasının, bir yabancının balkona çıkması, hatta balkon kapısına yaklaşması ile birlikte hepsi ürkerek uçacaktır.
Kuşların ses ve arkasından yapılan eylemler arasında bağlantı kurduklarını kendi gözlemlerimle saptamışımdır. Bu Rus bilim adamı Pavlov’un belirlediği şartlı refleks olayıdır. Kuşlarıma yem vermek amacı ile balkona her çıkışımda gıcırdayan kapı sesini çok iyi belleyen diğer kuşlar artık bu sesi her duyduklarında yem verileceğini sanarak balkonuma konmaya başlıyorlardı.
Doğada da benzer şeyleri gözlemek mümkündür. Çift süren bir çiftçiyi leylekler, kargalar 5 - 6 metre mesafeden takip ederler yabancı bir kişinin yaklaşmasıyla ise hemen uçarlar. Kuşlar koyunla köpeği, çobanla avcıyı, buğday tanesi ile kum tanesini kolayca ayırt ederler.
Kuşların diğer hareketlerinde de kuvvetli ve dengeli içgüdüleri hakimdir. Kovuklarda, kapalı yuvalarda barınan kuşlar giriş deliğine hiç sapmadan duralamadan doğruca ulaşırlar. Açıktaki yuva yerlerini isabetle bulurlar. Konacakları bir telefon teline, kuru bir dal ucuna çok isabete ulaşırlar. Beslenirken gördükleri bir tohumu, bir böceği nokta tespiti ile bir uçuşta gagaları ile yakalarlar. Uçarken de bu gelişmiş içgüdüleri ile sık ağaçlar, çalılar arasından, en karışık labirentlerden kolayca çıkarlar.
Tehlikeyi çabuk fark eder, ya hemen uçarak hızla uzaklaşır veya yerde, otlar ve çalılar arasında çabucak pusarak gizlenirler. Sessiz ve hareketsiz kalarak tehlikenin uzaklaşmasını beklerler. Sürüler halinde yaşayan kuşlardan tehlikeyi ilk sezen tehlike ötüşü ile diğerlerini hemen uyarır ve hep birlikte hareket ederler. Kuşlarda ses ile iletişim bir hayli gelişmiştir. Tüm canlılar içinde başka canlıların seslerini taklit edebilen ve özellikle insan sesini taklit edebilen tek tür kuşlardır. (papağanlar buna iyi bir örnektir )
Araştıran ve derleyen: Yavuz İŞÇEN / Ankara
YARARLANILAN KAYNAKLAR :
1) Kuşlar Nihat Turan 1990
2) Yaşamın Temel Kuralları Prof. Dr. Ali Demirsoy 1998
3) Birds John Bull 1978
4) Kuşlar Felicity Brooks, Bridget Gibbs 2000
5) Evcil Kuş Bakımı David Alderton 1992
Güvercin birliği makaleler arşivinden derlenmiştir.
GÜVERCİN İÇ ORGANLARI

GÜVERCİNLERDE İÇ ORGANLAR
GÜVERCİNLERDE BEYİN VE OMURİLİK
Beyin, kafatası boşluğu içinde yer alır. Kuşlarda beyindeki koku alma duyusu büyük ölçüde körelmiştir. Bunun yerine orta beyinde bulunan görme ve işitme lobları çok gelişmiştir. Güvercinlerde kafatası ile beyin arasında bulunan ferromanyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlı birimler haline gelmişlerdir. Güvercinler bu sistem sayesinde yerin manyetik alanındaki değişimleri hissedebilmektedirler. Bu sistem güvercinlerin çok uzaklardan uçurulduklarında bile yönlerini kolaylıkla bulabilmelerine yardımcı olmaktadır. Omurilik omurga kanalının son ucuna kadar uzanır. Omurilikten ayrılan sinir sistemi, bütün organlara ve kaslara kadar dağılır.
GÜVERCİNLERDE KALP, AKCİĞERLER VE SOLUNUM SİSTEMLERİ
Kuşların kalpleri dört gözlüdür. Kalp atışları memelilerden daha hızlıdır. Kalplerinin vücutlarının ağırlığına oranı, diğer omurgalılara göre daha fazladır. Solunum organları ve akciğerler küçüktür. Memelilerde olduğu gibi göğüs boşluğunda serbest halde bulunmayıp, gövde boşluğunun duvarına yapışıktırlar.
Kuşlarda kısa olan bronşlar bir çok kollara ayrılmaktadır. Bu kollardan bir çok hava kesesi kuşun vücudunun değişik bölümlerine yayılır. Bu hava keseleri hava deposu işlevini görürler. Hava keseleri kuşun gövde, kanat ve ayaklarını hareket ettirmesi sonucu sıkışır ve açılırlar. Bu sayede ciğerlere hava gönderimi sağlanır.
Kuşlarda diğer memeli hayvanlarda bulunan diyafram olmadığı için, ciğerlere hava körüklenmesi ve solunum bu yolla sağlanmaktadır. Uçurulmayan güvercin ve evcil kümes hayvanlarında rastladığımız durduğu yerde kanat çırpma hareketinin nedeni solunumu devam ettirme eyleminden kaynaklanmaktadır. Kuşlarda yer alan bu hava keselerinin bir diğer işlevi de vücut sıcaklığının korunmasını sağlamaktır. Bu mekanizma beyindeki bir merkez tarafından idare edilmektedir.
Bir güvercinde kalbin vücut ağırlığına oranı % 14, Vücut sıcaklığı 43 derecedir. Dakikadaki kalp atış sayısı 220, solunum sayısı 450 dir. Dakikadaki kanat çırpma sayısı 8, yatay uçuşta hızı saatte 80 km. dir.
GÜVERCİNLERDE BÖBREKLER VE BOŞALTIM SİSTEMİ
Kuşlarda böbrekler iri ve uzunca bir yapı gösterir ve sırt kemiğinin iç çukuruna gömülmüş durumdadır. Böbrekten çıkan idrar kanalları bağırsağın arka tarafına uzanır ve eşey deliğinin (kloak ) orta kısmına açılır. İdrar kuşlarda sulu değildir. Beyaz, yoğun ve çabuk katılaşan bir maddeden ibarettir. Deve kuşu haricinde hiçbir kuşta idrar kesesi bulunmaz. Bunun nedeni kuşların aslında sıvı olan idrardaki suyu tekrar emerek vücuda kazandıran bir yapı geliştirmiş olmalarındandır. Böylelikle kuşlar uzun süre susuz idare edebilecek bir yapı kazanmışlardır. Tane ve tohumla beslenen güvercin gibi kuşlarda su içme ihtiyacı diğer kuşlara oranla daha fazladır. Kuşlarda böbrekler, sadece azotlu atıkların atılmasına değil vücuttaki su ve tuz miktarına göre glikozun düzenlenmesinde de görev alır.
GÜVERCİNLERDE KURSAK, ÖN MİDE, TAŞLIK VE SİNDİRİM SİSTEMLERİ
Kuşlarda sindirim sistemi de değişiklik gösterir. Kuşlarda ağız kısmında diş bulunmaz. Bazı kuşlardaki gaga kenarlarındaki testeremsi çıkıntılar ve diğer oluşumlar beslenmeleri ile ilgilidir. Ağız içinde boynuzumsu bir madde ile kaplı ve hareketli olan dil, besinleri almaya ve yemek borusuna göndermeye yarar. Şekil 4 de bir güvercinin sindirim organları görülmektedir.
GÜVERCİNLERDE KURSAK VE ÖZOFAGUS
Yemek borusu kuşun boyun uzunluğuna göre şekil alır. Güvercinlerin de dahil olduğu tanelerle beslenen bazı kuşlarda ve yırtıcılarda yemek borusu genişleyerek kursak denilen bir yapı ortaya çıkartmıştır. Alınan besinler ilk önce kursakta yumuşatılır. Kursak oluşumu aslında dişlerin olmayışının doğal bir sonucu olarak gelişmiştir. Kursağın esas görevi alınan besinleri ilk aşamada depolayarak mideye yavaş yavaş geçmelerini sağlamaktır.
Bunun yanı sıra kursağın diğer bir önemli görevi de özellikle tohum ve tane yiyen güvercin gibi kuşlarda besinlerin yumuşatılıp hazırlandıktan sonra yavrulara kusularak verilmesini sağlamaktır. Çünkü yavrular gagaları gelişene kadar yaklaşık 1 ay süre ile kendi başlarına yem yiyemezler. Güvercinlerde yavrular gagalarını anne ya da babalarının yutaklarına sokarak kusmalarını sağlarlar böylelikle depo edilmiş besine ulaşırlar. Tane ve tohum ile beslenen güvercin gibi kuşlarda, tanelerin öğütülmesini sağlamak amacı ile kursakta bir miktar taş bulundurulur. Kuş, uygun büyüklükteki taşları bu amaçla yutar. Bu taşlar kursakta bir tür değirmen taşı görevi görüp tanelerin öğütülmesini sağlarlar.
Kursağın girişinde başlangıcında Özofagus denilen bir bölüm yer alır. Beyindeki hipofiz bezinin salgıladığı prolaktin adı verilen bir hormonun etkisi ile özofagus’tan bir çeşit salgı salgılanır. Bu salgı sadece Columbidae ( güvercingiller ) ailesine özgüdür ve diğer kuş türlerinde bulunmaz. Kursak sütü olarak adlandırılan bu salgı halk arasında “kuşsütü” olarak bilinmektedir. Kuluçka döneminin sonuna doğru sadece bir hafta süre ile salgılanan bu sıvının besleyici değeri çok yüksektir. Yeni yavrular kursaktaki yarı sindirilmiş besinlerle beslenmeye hazır olana kadar ilk günlerinde bu salgı ile beslenirler.
GÜVERCİNLERDE ÖN MİDE VE KASLI MİDE (TAŞLIK )
Bütün kuşlarda yemek borusu alt kısımda genişler ve oval bir şekil alarak mideyi oluşturur. Mide kuşlarda genel olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Bunları Ön mide ve Kaslı mide ( taşlık ) olarak adlandırabiliriz. Ön mideye birçok salgı bezi bağlıdır. Ön mideden sonra güçlü kaslardan oluşan ve iç kısmı sertleşmiş, boynuzumsu bir madde ile kaplı taşlık da denilen kaslı mide gelir. Kaslı mide alınan besinlere göre değişiklik gösterir. Yırtıcı kuşlarda bu mide zayıf kaslıdır. Tane yiyen kuşlarda ise sert kaslı ve içi karşılıklı sert iki plakadan oluşur. Kursak ve ön mideden geçerken yumuşayan besinler burada mide hareketleriyle parçalanır ve öğütülürler.
GÜVERCİNLERDE İNCE BAĞIRSAK
Kimyasal sindirimin büyük bir kısmı ve besinlerin emilmesi burada olur. İnce bağırsak tane yiyen güvercin gibi kuşlarda diğer kuşlara göre oransal olarak daha uzundur. Kısa olan kalın bağırsağın sonunda bir çok kuşta uzunca bir kör bağırsak bulunur. Kalın bağırsak anüse açılır.
GÜVERCİNLERDE KLOAK
Kalınbağırsağın dışa açıldığı, dışkının ve idrarın belli bir süre tutulduğu kısımdır. Sindirilmiş besinlerdeki su burada tekrar vücut içine geri emilir. Atık maddeler ise anüs yolu ile dışarı atılır. Kloak’ın bir diğer işlevi de eşeysel üretimin akıtıldığı yerdir. Kuşun cinsiyetine göre sperm ya da yumurta kanalı burada bulunur. Bakınız şekil 5
GÜVERCİNLERDE ÜREME ORGANLARI
Erkeklerde : Böbreklerin ön yan tarafına ikişer tane yumurta biçiminde testisler bulunur. Testislerden çıkan bir sperm kanalı kloak’ın orta kısmına açılır. Kloaka açılmadan önce sperm kanalı bir şişkinlik yapar. Çiftleşme zamanı bu testisler şişer ve genellikle soldaki daha büyük olur. Kuşların çoğunda güvercinlerde de olduğu gibi çiftleşme organı ( penis ) yoktur. Yalnız ördekgiller familyası mensuplarında anüsün karına bakan iç duvarından ucu dışarı çıkabilen penis benzeri bir yapı bulunur. Penis üzerindeki oluk, sperma kanallarından çıkan spermayı dişiye iletmeye yarar. Leylek ve balıkçıllarda ise penis körelmiş, anüsün iç duvarında bir siğil şeklini almıştır. Tavuklarda yumurtadan yeni çıkmış yavrularda bu penis benzeri yapı iyi göründüğü için erkek ve dişi civcivler birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilir.
Dişilerde : Üreme organı yumurtalık ve yumurta kanalından ibarettir. Yumurta kanalı, kloak’ın orta kısmına açılır. Sağ yumurtalık ve yumurta kanalı körelmiş veya tamamen ortadan kalkmıştır. Çiftleşme ve yumurtlama zamanı sol tarafta bulunan üzüm salkımı şeklindeki yumurtalık ve dolambaçlı döl kanalı olağan üstü büyür. Yumurta kanalı yapısal ve işlevsel olarak birbirinden ayrılan beş bölgeden oluşur. Her dişinin eşey organında erkek eşey organını karşılayan ve aynı bölgede anüsün iç duvarında yer alan bir klitoris (bızır) bulunur.
GÜVERCİNLERDE DUYU ORGANLARI
Kuşlar görme ve işitme duyuları çok gelişmiş olan canlılardır. Buna bağlantılı olarak diğer algılama sistemleri fazla gelişkin değildir. Körelen duyuların başında ise koklama gelmektedir.
GÜVERCİNLERDE GÖRME
Kara omurgalıları içinde, hatta tüm omurgalılar içinde görme yeteneği en iyi gelişmiş ve vücuduna göre gözü en büyük olan hayvan grubu kuşlardır. Kuşların duyu organları arasında çok önemli bir yere sahip olan gözler, yön, uzaklık, şekil, renk, derinlik, hareket ve büyüklük gibi nesnelerle ilgili özelliklerin tümünü algılamaktadır.
Kuşların büyük bir bölümünde gözler kafanın iki yanında yer alır. Sadece gece yırtıcılarında gözler kafanın ön tarafındadır. Kuşlarda gözlerin çok az hareketli olmasına karşın baş ve boyun büyük hareket kabiliyetine sahiptir. Göz kapakları çok hareketlidir. Göz kapaklarından ayrı olarak gözü örtebilen hareketli ve saydam bir zar ( nicitans ) bulunur. Bütün kuşlarda daralıp genişleyebilen göz bebekleri yuvarlaktır. Retina tabakası ön kısma nazaran daha geniştir. Göz çevreleyen katı tabakanın içinde ve cornea kenarlarının arkasında kemik tabakacıklarından oluşan bir halka vardır. Cornea tabakası bütün kuşlarda kuvvetli bir şekilde kubbeleşmiştir. Retina tabakasının büyüklük ve gelişmişliğine paralel olarak keskin ve net görebilme çok gelişmiştir. Durdukları yerde bir dairenin 300 derecelik sahasını görebilirler.
Renk görme olayı bir çok canlıda gelişmemişken kuşlarda vardır. Örneğin köpeklerin renk görmedikleri düşünülürse kuşlar bu konuda oldukça yeteneklilerdir. Bir güvercinin 20 renk tonunu birbirinden ayırt edebildiği saptanmıştır. ( insanda bu rakam 160 dır. )
GÜVERCİNLERDE İŞİTME
İşitme organı olan kulak gözlerin hemen arkasında, başın iki yanında yer alır. Kuşlarda da kulak, iç, orta ve dış kulak olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Fakat dış kulak pek dikkati çekmez. Genellikle dıştan bir tutam kalem tüyü ile çevrili ve örtülüdür. Bazı kuşlarda kulağı çevreleyip örten kalem tüylerinin rengi değişiktir. Sadece bazı türlerde örneğin baykuşlarda dış kulak kepçesi gelişmiştir.
Kuşların 40 – 30.000 Hz’lik sesleri duydukları saptanmıştır. Kural olarak 100 Hz’den daha düşük sesleri çok az duyarlar. En duyarlı oldukları ses aralığı 1000 – 3000 Hz arasıdır.
GÜVERCİNLERDE KOKU ALMA
Koku alma duyusu kuşların genelinde körelmiş ve zayıftır. Koku alma organı burun üst gaganın dip kısmında yer alır. Çoğunlukla tam olmayan bir ara perde ile ayrılmış burun boşluğunda koku alma görevini taşıyan midye şeklinde bir çift oluşum vardır. Her iki burun deliği üst gaga dibine yakın bir yerde bulunur. Bazı kuşlarda burun delikleri sert kıllarla örtülüdür (kuzgun). Bazılarında ise ( fırtına kuşları ) boru şeklinde uzamış ve birbiriyle birleşmiştir.
GÜVERCİNLERDE TAD ALMA
Tat alma organı dil ve gaganın iç kısmıdır. yumuşak olan dil dibi ile damakta yer alan tomurcuklar vasıtasıyla tat alma olayı gerçekleşir. Kural olarak tat alma duyusu iyi gelişmemiştir.
GÜVERCİNLERDE DOKUNMA DUYUSU
Gaga ve dil dokunma organı vazifesini de görmektedir. Çulluklar,ördekler ve genellikle diğer su kuşlarında yumuşak gaga derisi üzerinde yer alan cisimcikler gaganın dokunma organı olarak iş görmesini sağlar. Ayrıca böceklerle beslenen diğer bazı kuşlarda ( ağaçkakanlar ) oldukça uzun olan dilleri de dokunma vazifesini görür.
GÜVERCİNLERDE YUVA, YUMURTALAR VE KULUÇKA
Kuşlarda üreme yumurtlama yoluyla olur. Bütün kuşlar hazırladıkları bir yuvaya veya uygun bir yere yumurtlarlar daha sonra bir süre kuluçkada yatar ve yavruların yumurtadan çıkmasını sağlarlar. Embiryonik gelişme vücut dışında olduğundan bütün kuşlar çok etkili birer kuluçka ve yavru bakım davranışları geliştirmişlerdir.
Bazı türlerde yumurtadan çıkan yavrular yuvayı hemen terk eder, ana-babalarıyla birlikte besinlerini ararlar. Bir kısım kuşlarda ise yavrular belli bir süre yuvada kalır, ana, baba veya herhangi biri tarafından beslenir, uçacak hale gelince yuvayı terk eder. Güvercinlerde yavrular yumurtadan çıktıktan sonra ana ve baba kuş tarafından ortaklaşa beslenirler. Gagaları sertleşip kendi başlarına yem yiyebilecek hale gelene kadar bu şekilde devam eder. Bu süre yaklaşık bir aydır. Yumurtadan çıkışta tüysüz olan yavrular bir ay içinde hem yem yiyebilecek hem de uçabilecek hale gelirler.
Her kuş türünde yuva yapımına eşlerin katkısı farklı farklıdır. Bazı türlerde sadece dişiler yuva yaparken, güvercinlerin de dahil olduğu bazı türlerde ise erkeklerde yuva materyali taşıyarak hatta yuva yapımına katılarak dişiye destek olurlar. Guguk kuşu yuva yapmaz, yumurtalarını başka kuşların yuvalarına bırakır, yumurtadan çıkan yavrular da yuva sahibi kuş tarafından beslenip büyütülür.
Kuşlar genellikle ilkbaharda çiftleşerek yuvalanır ve yumurtlarlar. Bazı kuşlarda senede bir, bazılarında iki, bazılarında 3 - 4 kez kuluçka olayı görülür. En çok yumurtlayan kuşlar tavukgillerdir. Bıldırcın 10 - 16, keklik ve sülün ise 15 - 20 yumurta yapar. Güvercinlerde üreme sezonu genel olarak şubat ve ağustos ayları arasındadır. Bu süre içinde ortalama 4 kez yumurtlar ve kuluçkaya yatarlar. Her bir seferde iki yumurta bırakılır. Kuluçka süresi yaklaşık 15 – 20 gün arasındadır. Kuluçkaya hem erkek hem dişi güvercin birlikte nöbetleşe yatarlar. Gündüzleri genellikle erkek, geceleri ise daha çok dişi güvercin kuluçkada yatar.
Kuşların yumurtaları şekil, büyüklük ve renk bakımından çok çeşitlidir. Genel olarak yumurta büyüklüğü kuşla ve çıkacak yavru büyüklüğü ile orantılıdır. Kuş büyüklüğüne göre en büyük yumurtayı kivi, en küçüğü de guguk kuşu yapar. Yumurtaların renkleri yuva yerlerine göre değişir. Oyuklarda, karanlık, kapalı yuvalarda kuluçkaya yatan kuşların yumurtaları ortama uyacak şekilde renkli ve benekli olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

